
Çocuğunuz Şımarıyor mu, Yoksa Beyni "Aşırı Yükleme" mi Yapıyor?
Çocuklarda yaşanan ağlama krizleri her zaman bir "şımarmak" değil; bazen sinir sisteminin aşırı yüklenmesidir. İstek odaklı öfke nöbetleri ile duyusal yüklenme arasındaki farkı keşfederek kriz anlarını bilimsel ve sakin adımlarla yönetebilirsiniz.
Ek gıda maratonunu, püreleri ve o pütürlü gıda streslerini geride bıraktık derken, tam biraz nefes alacağımızı düşündüğümüz anlarda yepyeni bir fırtına kapımızı çalar. 1 ile 3 yaş arasındaki o minik tatlı bebek, bir bakmışız ki marketin ortasında kendini yere atan, ayağındaki ayakkabıyı fırlatan ya da durup dururken gözyaşlarına boğulan bir küçük kasırgaya dönüşmüş!
Böyle anlarda etraftan gelen süzücü bakışlar eşliğinde zihnimizden ilk geçen soru genelde aynıdır: "Çocuğum 2 yaş sendromuna mı girdi, yoksa beni mi sınıyor?"
İki Farklı Dünya: Krizlerin Nörolojisi
Oysa gelişim psikologları ve çocuk nörologları, ebeveynlerin çaresiz kaldığı bu ağlama krizlerinin arkasında aslında iki tamamen farklı dünyanın yattığını ortaya koyuyor. Araştırmalara göre 2 ila 4 yaş arasındaki çocukların yaklaşık %90'ı düzenli olarak kriz anları yaşıyor ve bu durum tamamen sağlıklı bir beyin gelişiminin parçası. Biz hepsine genel olarak "öfke nöbeti" deyip geçsek de bilim dünyası bu durumları iki ayrıştırılabilir yapıya bölüyor: Biri istek odaklı öfke nöbetleri (tantrum), diğeri ise duyusal yüklenme, yani sinir sisteminin adeta şalter indirmesi (meltdown).
Aralarındaki farkı anlamak neden bu kadar önemli biliyor musunuz? Çünkü birine gösterilecek tepki diğerinde yangına körükle gitmek anlamına gelebiliyor.
Gelin, önce şu meşhur istek odaklı nöbetleri konuşalım. Bebeklikten çocukluğa geçen miniklerin beyninde, karar verme, mantık yürütme ve istekleri yönetme mekanizmasından sorumlu olan prefrontal korteks (ön beyin) henüz gelişiminin çok başındadır ve yaklaşık 5 yaşına kadar tam kapasiteyle çalışmaz. İstediği o oyuncağın alınmaması ya da çizgi filmin kapatılması gibi durumlarda çocuk, duygusunu nasıl yöneteceğini bilemez ve bir iletişim yöntemi olarak öfkelenir. Bu anlarda çocuk aslında kontrolü tamamen kaybetmez. Dikkat ederseniz tepkisinin sizde bir karşılık bulup bulmadığını anlamak için göz ucuyla sizi süzmeye devam eder. Hatta istediği şey olduğunda ya da dikkati başka bir yere çekildiğinde o büyük fırtına bir anda diner.
Peki ya diğer durum? İşte ebeveyn olarak en çok gözden kaçırdığımız ve çocuğu haksız yere "hırçın" ilan ettiğimiz asıl alan burası. Bazen problem bir oyuncağın alınmaması veya bir kural değildir. Tüm gün AVM'nin veya kalabalık bir misafirliğin yüksek ışığına, gürültüsüne, kargaşasına maruz kalmış; uykusu gelmiş veya aşırı yorulmuş bir çocuğun beyni adeta bir bilgi cümbüşü yaşar.
Nörolojik araştırmalar, aşırı uyarana maruz kalan çocuklarda duygusal beyin merkezi olan amigdalanın aşırı ısındığını ve vücudun "savaş ya da kaç" moduna geçtiğini gösteriyor. Bu anlarda stres hormonları olan kortizol ve adrenalin tavan yapar. Çocuk bu noktada şımarıklık yapmaz; beyni aşırı yüklemeden dolayı kelimenin tam anlamıyla iflas eder. Duyusal yüklenme yaşayan bir çocuğun çevreyle bağı kopmuştur; etrafta göz teması kurmak ya da "ağlama" demek hiçbir işe yaramaz. Çünkü o an beynin mantık yürüten kısmı tamamen çevrim dışıdır.
Peki Kriz Anında Saniye Saniye Ne Yapmalıyız?
Yaşanan krizin türünü doğru tespit ettikten sonra izleyeceğimiz adımlar, hem çocuğun duygusal olgunlaşmasını destekleyecek hem de ebeveyn olarak bizi tükenmekten koruyacaktır.
Eğer çocuğunuz sınırları zorlayan, istek odaklı bir kriz yaşıyorsa ve dikkati sizin vereceğiniz tepkideyse, öncelikle dünyaca ünlü çocuk psikoloğu Dr. Daniel Siegel’ın "Adını Koy ki Sakinleşsin" yaklaşımını uygulayabilirsiniz. Kriz anında uzun uzun nutuk çekmek yerine, sadece duygusunu ona yansıtın: "O oyuncağı şu an alamadığımız için çok öfkelisin, seni anlıyorum." Duygusunu onaylayın ama kuralınızdan taviz vermeyin. Sakin, net ve kararlı bir duruş sergileyerek ilginizi krizi büyüten bir araca dönüştürmeyin. Güvenli bir mesafede durup sakince yanında olmanız, sınırların korunduğunu ona öğretecektir.
Öte yandan, eğer tüm günün yorgunluğu ve gürültüsü üstüne çöktüğü için beyni iflas etmiş bir çocukla karşı karşıyaysanız, ihtiyacı olan tek şey kural değil; derin bir şefkat ve güvendedir. Böyle bir duyusal yüklenme anında ilk iş olarak çocuğu hemen gürültülü ve kalabalık ortamdan uzaklaştırın. Loş, sessiz bir köşeye geçmek sinir sistemini rahatlatacaktır. Bu aşamada nörolojide "ko-regülasyon" yani ortak düzenleme denilen yöntem devreye girer. Çocuk kendi sinir sistemini tek başına yatıştıramaz; sizin sakinliğinize tutunmak zorundadır. Ses tonunuzu alçaltın, fısıltıyla konuşun ve derin nefesler alarak yanına oturun. Ona asla "Neden böyle yapıyorsun?" gibi mantık soruları sormayın. Eğer izin veriyorsa sıkıca sarılın, izin vermiyorsa sadece yanında sakince durarak yalnız olmadığını hissettirin.
Unutmayalım ki, bir çocuğun kendi içindeki fırtınayı dindirebilmesi için önce karşısında fırtınaya kapılmayan sakin bir ebeveyne ihtiyacı vardır. Çocuğumuz kötü olduğu için değil, o an baş edemediği için zorluk çıkarır. Sizin serinkanlı tutumunuz, onun fırtınalı denizindeki tek güvenli limandır.
Üye ol veya giriş yap; beğen, kaydet ve yorum yap.
Yorumlar
İlk yorumu sen bırak.